Latest Blog Posts / Page 2

Kimlik – Milan Kundera

Sevdiğiniz biri ortadan kayboluyor ve siz onun başına ne geldiğini hiç bilemiyorsunuz, varın düşünün! İnsan deliye döner! (Sayfa 8)

Canına bile kıyamazdı, çünkü ihanet olurdu bu, beklemeyi reddetmek, sabrını yitirmek anlamına gelirdi.
(Sayfa 9)

Ölüm düşüncesi yanında öteki tüm konular boştu. (Sayfa 14)

… onu bir daha hiç görmemeye karar verdi; hemen ardından, içini rahatlık duygusu kapladı, açıklanamaz bir neşeye boğuldu. (Sayfa 15)

Bu hep böyle oluyor: Onu yeniden gördüğü andan, sevdiği kadın olarak yeniden tanıdığı ana kadar belirli bir yolu kat etmesi gerekiyor. Dağda ilk karşılaştıklarında, neredeyse hemen onunla baş başa kalma şansını yakalamıştı. Bu yüz yüze karşılaşmadan önce, başkalarıyla olduğu zamanki haliyle onunla uzun süre görüşmüş olsaydı, sevdiği kişinin o olduğunu keşfedebilir miydi? Onu, meslektaşlarına, üstlerine, astlarına gösterdiği yüzüyle tanımış olsaydı, o yüz onu heyecanlandırır, büyüler miydi? Bu sorulara verecek bir yanıt bulamıyor. (Sayfa 42)

Continue Reading…

Kibritleri Çok Seven Küçük Kız – Gaetan Soucy

Kardeşimle bana parçalanıp dağılmamamız için emirler gerekliydi, bu bizim yapı harcımızdı. Baba olmadan hiçbir şey yapmasını bilmiyorduk. Kendi kendimize yapabildiklerimiz tereddüt etmekten, var olmaktan, korkmaktan, acı çekmekten ibaretti. (Sayfa 17)

“Söylesene nefes alıyor mu?” diye üsteledim.
Babanın, en ufak bir kuşkuya yer bırakmayacak bir nefes alma tarzı vardı. Kasılıp kaldığında, bir askılık kadar hareketsiz olsa da, sonu gelmeyen sabit bakışlarla bakıp dursa da, o donup kalmış haline rağmen, hala bu dünyada olduğunu anlamak için göğsünü izlemek yeterdi – başta yamyassı olan göğsü, bizim tek oyuncağımız olan kurbağa gibi kabarır, ölü bir atın karnı kadar şişip irileşir, sonra kısa aralıklarla, küçük sarsıntılarla eski haline dönerdi.

Continue Reading…

Boğulmamak İçin – George Orwell

Şişkoların ayaklarını görememeleri adi bir yalan olsa da bu, benim dik durduğumda ayaklarımın ancak yarısını gördüğüm gerçeğini değiştirmiyordu. Sabunu karnımda dolaştırırken para almadığı sürece hiçbir kadının dönüp bana tekrar bakmaya zahmet etmeyeceğini düşündüm. O an bir kadının dönüp bana tekrar bakmasını özellikle istediğimden değil ama. (Sayfa 13)

Batı Bletchey hattı çoğunlukla gecekondu mahallelerinden geçse bile saksıda yetiştirilen çiçekleriyle küçük arka bahçelerin, kadınların çamaşır astıkları damların ve duvarlardaki kuş kafeslerinin anlık manzarası insana bir tür huzur verir. (Sayfa 25)

Tombik olduğum su götürmez; bedenim üst yarısı sahiden fazlasıyla balıketidir. Ama sanırım daha ilginç olanı, sırf biraz kilolusunuz diye neredeyse herkesin, size tümüyle yabancı birinin bile görünüşünüzle ilgili olarak aşağılayıcı bir yorum içeren bir lakabı size teklifsizce uygun görmesidir. (Sayfa 26)

Fakat kimse şişman bir adamın da duyguları olabileceğini düşünmez. (Sayfa 27)

Continue Reading…

Yeni bir soluk: Kitaposfer!

Yeni bir solukla Kitaposfer isimli ikinci blogumu da açmış bulunmaktayım.
Aslında hali hazırda “Kağıt Kalem”  – kagitkalem.co isminde zaten kişisel bir blogum var ve orada bir şeyler karalıyorum. Ama blogumdaki kategorilerin pek hakkını verebildiğimi söyleyemem. Örneğin bu kategorilerden birisi de, şimdiki bu bloga ismini vermiş olduğum ve kitap konulu içeriklerin yer aldığı Kitaposfer isimli kategori.

Kitaposfer kategorisinde okuduğum kitaplara değinmek ve kitaplardan altını çizdiğim satırları/cümleleri paylaşmayı istiyordum. Ama doğru düzgün dolduramadım bu kategoriyi. Bugün yarın şu gün yazarım diye diye hep erteledim durdum. Ertelemek hastalığını bilirsiniz, bir defa erteleyince bir şeyi, bir türlü toparlayamıyorsunuz sonra ve bu böyle uzunca bir süre devam ediyor.

Tabi böyle olunca, bu süre zarfında bir sürü kitap birikti. Evet, bu aslında bir açıdan güzel çünkü kitap okuma eylemimi bırakmadığımı gösteriyor. Kimine göre az kimine göre çok olabilir ama bayağı bir kitap okumuşum, aferin bana.

Continue Reading…

« Newer Posts