Ve şimdi, on dakika önce kalemi elime aldığımda bilincine varmamış olduğum şeyi de aniden kavrıyorum: Bu olayı kağıda geçirmemin tek nedeni, onu bir kez daha nesnel olarak saptanmış biçimde karşımda görmek, bir kez daha tüm duyularımla tadını çıkarmak ve aynı zamanda zihinsel olarak içselleştirmek
 
Fakat bir kez daha hissediyorum ki, bir ara vermeliyim, çünkü tek bir sözcüğün bile ne kadar çok anlama gelebileceğini, nasıl zıt yönlere çekilebileceğini fark edince korkuyorum
 
Yaptığı açıklama bana acı vermemişti, ona gücenmemiştim, hele kendime veya ona şiddet uygulamayı bir an olsun aklımdan geçirmemiştim; içimdeki bu duygusal soğuma o kadar tuhaftı ki, beni korkutmamıştı bile
 

Fakat hiçbir kıpırtı yoktu ve ben kendimi, ışığın hiçbir zaman içinde içinde kalmadan geçip gittiği camdan bir nesne gibi hissettim. Bu olayda ve diğer benzer durumlarda kendimi ne kadar bir şeyler hissetmeye zorlasam, hatta mantıklı nedenler öne sürerek duygularımı harekete geçirmeye çalışsam da içimdeki o donukluktan bir yanıt gelmiyordu. Beni bırakan insanlar, gelen ve giden kadınlar oldu, her defasında odada oturmuş camın dışındaki yağmuru seyreden biri gibi hissettim kendimi; doğrudan yakınımda olan şeylerle bile aramda camdan bir duvar vardı ve kendi irademle onu yıkacak gücü bulamıyordum
 
Acı çekmek için bile yetersizdim. 
 
Toplum içinde olduğum zamanlarda da hayranlığımı ifade ederken yapay bir heyecan sergileyip etkileyici şeyleri abartarak içimin ne kadar hissiz ve kayıtsız olduğunu gizlemek için bir anlamda gösteri yapıyordum
 
Bir sabah aynada şakaklarıma düşen ilk kırlarla karşılaştım ve gençliğimin artık beni bırakmaya hazırlandığını anladım. 
 
Öğle sonrası için herhangi bir söz vermekten kaçınmıştım, çünkü pazar günleri, tamamen keyfimin, tesadüflerin veya anında verilmiş kararların akışına göre geçireceğim planlanmamış birkaç boş saatim olmasını özellikle severim
 
Ve yaralı birinin her hareket edişinde yarasını hissetmesi gibi, bu unutkanlığım da bana kapılmış olduğum duygusal donukluğu hatırlattı yeniden.
 
Kendimi arabanın içinde öylece salınmaya bırakmak, gözlerim kapalı ilkbaharı duyumsamak, hiçbir çaba harcamadan kanatlanmış gibi bir yerden bir yere taşındığımı hissetmek hoş bir duyguydu…
 
arkamda bir kadının yüksek sesle güldüğünü duydum; kadınlarda çok sevdiğim, şehvetin ateşli bağrından heyecan ve hararetle kopan o taşkın ve çıngıraklı kahkahalardandı. İçgüdüsel olarak hemen o yana dönmek ve ışıltılı beyaz bir taşı bulanık, çamurlu bir havuza atar gibi şehvetini böylesine küstahça benim aylak düşlerimin ortasına savuran bu kadını görmek istemiştim ki, kendimi tuttum. Zihinde geçen oyunlardan; küçük, zararsız psikolojik deneylerden aldığım tuhaf haz beni durdurdu. Bu kahkahayı atan kadını hemen görmek istemiyordum, hazza bir tür hazırlık olarak hayal gücümü bu kadınla meşgul etmek, onu hayalimde canlandırmak, kahkahasının etrafına bir yüz, bir ağız, bir boyun ve göğüsler yerleştirmek, yaşayan, nefes alan bir kadın kurgulamak daha çekiciydi.
 
Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümseme kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında! Vereceğim selamı bir çamur lekesini silkeler gibi öfkeyle küçümseyerek elinizin tersiyle geri çevirirdiniz
 
İnsanın mutlulukla yaşamış olduğu karaya limandan ayrılan bir gemiden bir kez daha bakması gibi arkasından baktım. 
 
… bir şekilde suyun üzerindeki bir yağ damlası gibi tek başıma yüzüyordum. 
 
Aslında oradan kurtulmayı, biraz parayla, küçük bir bahaneyle özgürlüğümü satın almayı yeğlerdim, ama artık irademin üzerimde bir yaptırımı kalmamıştı. Dik, karlı bir yamaçtan aşağı kızak üstünde büyük bir hızla kayarken bir dönemeçte savrulmuşum, ölüm korkusu bir şekilde hız sarhoşluğunun hazzına karışmış ve ben fren yapmak yerine başım dönerek, ama yine de bilinçli bir güçsüzlük içinde kendimi iradeden yoksun bir halde düşüşe teslim etmişim gibi bir duygu içindeydim
 
Birisi bana ihtiyaç duyuyor, beni arıyordu, ilk kez bu dünyaya ait birisi için var olduğumu hissediyordum. 
 
Benden bir şey onlarda yaşamaya devam edecekti, onlara bir şey vermiştim. Vermenin hazzı içimi daha önce hiç tatmadığım bir duyguyla doldurdu. 
 
Her şeyi sanki sadece benim için varmış gibi algılıyor, her şeyle yeniden çoşkuyla bütünleştiğimi hissediyordum. Etrafımı saran karanlık ağaçlar bana fısıldıyordu ve ben onları seviyordum. Yıldızlar yukarıda pırıldıyor ve ben onların aydınlık selamlarını soluyordum. Bir yerlerde söylenen şarkıları işitiyor ve benim için söylendiklerini düşünüyordum. 
 
Birilerini sevindirmenin ve bundan sevinç duymanın ne kadar kolay olduğunu hissediyordum: İnsanın kendini açması yeterliydi, insandan insana canlı bir akış başlıyordu hemen, yükseklerden derinlere iniyor, derinlerden tekrar sonsuzluğa yükseliyordu
 
Ben sevinçliysem sen niye sevinmeyesin, diye düşündüm. Bir parça kek alıp önüne bir banknot bıraktım. Telaşla paranın üstüne vermeye davrandı, ama ben yoluma devam ettim ve uzaktan onun mutluluktan korkuya kapıldığını, iki büklüm bedeninin birden dikleştiğini, şaşkınlıkla açılan ağzından bin bir duanın döküldüğünü gördüm. Elimde kekle arabanın başında duran yorgun bir atın yanına gittim, başını benden yana çevirip dostça kişnedi. Onun hüzünlü bakışlarında da şükran vardı, pembe burnunu okşayarak keki ona uzattım. Bunu yapar yapmaz fazlasını istedim, daha fazla sevinç yaymak, daha fazlasını hissetmek istedim, 
 
Ak saçlı, somurtkan ve aksak bir baloncu elinde koca bir demet renkli balonla topallaya topallaya evine dönüyordu artık, gün boyu yaptığı işten memnun olmadığı belliydi. Yanına gittim. “Balonları alıyorum,” dedim. “Tanesi 10 kuruş,” dedi güvensizlikle, böyle iki dirhem bir çekirdek dolaşan bir aylağın gece yarısı balonlarla ne yapacağını anlamamıştı. “Hepsini verin,” deyip eline bir on kronluk sıkıştırdım. Sendeleyerek doğruldu, bir an gözleri kamaşmış gibi yüzüme baktı, sonra balon demetini tutan ipi titreyerek elime tutuşturdu. Elimdeki ipin gerildiğini hissettim, balonlar kaçıp gitmek, özgür olmak, gökyüzüne varmak istiyorlardı. Gidin o halde, nereye istiyorsanız oraya uçun, özgürsünüz! İpi elimden bıraktım ve onca balon bir anda renkli aylar gibi gökyüzünde yükseldi. 
 
İnsanları sevindirmenin bu kadar iyi ve kolay olduğunu niçin daha önce hiç anlamamıştım! 
 
Bezginlikle Prater sokaklarını süpüren bir temizlik işçisinin yanına gittim. Herhalde ona yol soracağımı sanarak asık suratla yüzüme baktı, gülümseyerek bir yirmi kronluk uzattım ona. Durumu kavrayamadan bir süre donmuş gibi bakıp kaldı, sonra nihayet parayı aldı ve ondan ne isteyeceğimi beklemeye başladı. Fakat ben gülerek, “Kendine güzel bir şeyler al bununla,” deyip yoluma devam ettim. 
 
Paranın tümünü nerede ve nasıl dağıttığımı artık hatırlamıyorum, ama kağıt paralardan sonra en sonunda cebimdeki gümüş bozuklukları da verdiğimi biliyorum. Bir sarhoşluk içindeydim, son paralar da uçup gittikten sonra bir kadının içine kendimi bırakmış gibi bir hafifleme hissettim, neredeyse uçacak gibiydim, daha önce hiç bilmediğim bir özgürlüktü bu. Sokak, gökyüzü ve evler sahip olma, birbirine ait olma duygusunun yepyeni bir haliyle karışıp içime doluyordu: Daha önce hiçbir zaman, varoluşumun en hararetli anında bile bu şeylerin gerçekten var olduklarını, yaşıyor olduklarını, onların ve benim varoluşlarımızın bir ve aynı olduğunu, bütün olarak da sadece sevgiyle kavranabilen, sadece kendini teslim edenin kucaklayabileceği o büyük ve muhteşem, mutluluğuna doyulmayan yaşam olduğunu böylesine güçlü hissetmemiştim
 
Hayır, artık asla o insan olmak istemiyordum, geçmişteki o hatasız, duygusuz, dünyadan kopuk centilmen olmak istemiyordum, suçun ve dehşetin tüm derinliklerine dalacak olsam da artık gerçek yaşamı istiyordum!
 
… kendi kanımın sıcaklığını her nefes alışımda hissediyorum ve yaşamdan aldığım hazzın her gün tazelendiğini duyuyorum. Farklı hisseden, farklı hassasiyetlere sahip ve farkındalığı güçlenmiş başka bir insan haline geldiğimi biliyordum. Daha iyi bir insan olduğumu iddia edecek cesaretim yok elbette, ama daha mutlu bir insan olduğumu biliyorum, çünkü o buz gibi donuk hayatım için yeni bir anlam buldum, yaşamın kendisinden başka bir sözcükle açıklayamayacağım bir anlam
 
Çünkü sadece kendi kaderlerini bir gizem olarak yaşayabilenlerin gerçek anlamda yaşadıklarına inanıyorum
 
Kendi kendimi anlamaya başladığımdan beri diğer pek çok şeyi de anlıyorum: Açlıkla bir vitrini seyreden birinin bakışları beni kahreder, bir köpeğin neşeyle sıçrayışı büyüleyebilir. Bir anda her şeyi görmeye başladım, artık hiçbir şey sıradan değil benim için. 
 
Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.