Tobias camdaki bu bakışla oynamayı seviyordu; zira hem kendini görüyordu (ama sadece birazcık, sadece solgun bir karaltı halinde) hem de başka birini gördüğünü düşünebiliyordu. Başka bir adamı, kendinden daha ilginç bir yabancıyı, belki pardösülü, şapkalı bir yolcuyu, tanışmaktan memnunluk duyacağım birini. (Sayfa 8)

… hayatına nasıl yön vereceğini bilmezken, kız lastik çizmeleriyle orada öylece oturuyor. Bir kanıt gibi. O sırada kız gülüyor muydu yoksa sadece bacaklarını mı sallıyordu, orasını hatırlamıyordu Tobias. Ama kız öylece oturup ona baktığında (onu görmediğini biliyordu tabii), hayatın gidişatı belli olmuştu. İyi yönde. Hayatın devam edeceği aniden belli olmuştu. Nedensiz yere. Ya kızın orada oturup bacaklarını sallaması gibi sağlam bir nedenle. (Sayfa 9)

Bu baba kesinlikle uyuyakalmayacaktı ama çocuğun verdiği bu anı kendini ayırmıştı. (Sayfa 10)

Tobias Winter teklifi hemen kabul etmişti. Tesadüflere inanmıyordu. (Sayfa 11)

Kendi denizinin yöneticisiydi. (Sayfa 10)

Bu akvaryum ilginçtti elbette. Sıra dışıydı. Olağanüstüydü. Bir hazineydi. Yolcuların seyahatlerde görüp görebileceği en iyi şeydi muhtemelen. Ama akvaryuma dikkatle bakan biri var mıydı aralarında?
(Sayfa 13)

Ve Tobias Winter’in insanlarla bir arada yaşamasının en kolay yolu, onları yüzen bir desen, kendi içinde hareketli bir su perdesi gibi görmesiydi. (Sayfa 13)

Onlar, uyumayanlardı. Gizli bir locanın üyeleri. (Sayfa 14)

Farklı farklı, çeşit çeşit yorgunluk vardı. Huzurlu yorgunluk vardı, hüzünlü yorgunlar vardı; çiftler (gördüğü kadarıyla çiftlerin çoğu) tek başına seyahat edenlerin aksine, birlikte yorgundu. (Sayfa 15)

Onun ilgisini çeken, uykusuz kalmanın tuhaf, keskin acısı, titreşimi, girdabıydı. O yüzden, bir avcı gibi izini sürüyordu uyku hasretinin. (Sayfa 15)

Çünkü biliyordu ki önemli şeyleri belirleyen genellikle önemsiz şeylerdir. (Sayfa 17)

Akvaryumdaki tüm çiftler arasında -ki olabilecek en garip sembiyozlar vardı burada- Tobias en çok da bu ikisini beğeniyordu. Yengeç kördü, kayabalığı ise çok iyi görüyor, yaklaşan tehlikeyi hemen fark ediyordu. Kırılgan şeffaflığıyla bir nefes gibiydi kayabalığı ama yengecin güvenlik sistemiydi ve uzun duyargaları onun o kabuklu zırhıyla, sert kıskaçlarıyla hep temas halindeydi. Yengeç onun dikkati sayesinde hayatta kalıyor ve onun için çalışıyordu. Onları zayıf yönleri bir araya getirdi, diye düşündü Tobias. Kayabalığı eşelenemiyor, yengeç ise düşmanı göremiyor. (Sayfa 17)

Ama yolcular genellikle bu tür ayrıntıların farkında olmazdı. İlk bakışta anlaşılıyordu bu. Yolcular dikkatsizdi. Oraya buraya gitmelerinin dengeyi etkilemeyeceğini düşünüyor gibiydiler. Ama Tobias yanıldıklarını biliyordu. Birbirine karışan, içinden çıkamadıkları hatları görüyordu. (Sayfa 18)

Ben onu sevmedim, sadece uçabilme becerisini, belki de bu kadar çok insanın sorumluluğunu üstlenme cesaretini sevdim; bir de bunları anlatma biçimini sevmiştim. (Sayfa 20)

Tanrım, bir heyecan, bir mucize, daha önce hiç kimsenin gitmediği bir yere varmak şimdi. İşi buydu zaten. Parıltılı anlar satmıyor muydu?  Kaliteli dergiler için çalışan bir fotoğrafçı, daha uçaktayken bile can alıcı enstantaneyi yakalayan bir göz işçisi. (Sayfa 20)

… yerden 10.000 metre yükseklikte, hosteslerin klasik tavuk, deniz ürünleri, vejeteryan sorusuna cevap vermek dışında herhangi bir karar alması gerekniyordu. Hava sahasındaki bu boş saatleri seviyordu aslında. Burada güvendeydi. Burada kısa bir süre hiçbir şeyden sorumlu değildi. (Sayfa 21)

Ayrıca, bir uçak saldırısında ölmenin akla hayale gelmeyen keskin şiddetini kendine pek yakıştıramıyordu. (İnsanın kendine uygun bir biçimde ölmesi çok mu lükstü? (Sayfa 21)

Uçakta tuvalete gitmek çocukça bir değişiklik oluyordu onun için. Hafifçe sendeleyerek koridordan geçiyor, omuz başlarını hareket ettiriyor, bacaklarını sallıyor, salınıyordu. Etrafına bakınıyordu. Bazen aniden uçaktan inme düşüncesi. Koltuklarında dizi dizi oturan yolcuların yüzlerine bakıyordu. Ve gayri ihtiyari bir arayış başlıyordu, bir yoğunluk taraması; mesleğinden kaynaklanan bu algı bozukluğundan utanıyordu. (Sayfa 22)

Bir sineme perdesindeyiz, diye düşündü, biz bir filmiz. Acaba hangi acayip izleyici için? (Sayfa 24)
Hiçbir geceye ait olmayan, tüm sabahkara sarkan bir aşk hikayesi.
(Sayfa 24)

Sigara sağlığa zararlıdır; kimin aklına gelirdi ki bu. Yaşamak ölümcül. Dumanı içime çekiyorum. O nasılsa bir şey diyemez artık. (Sayfa 25)

Şimdi deniz kıyısında olmak vardı. Bir anda deniz kıyısında. Hafif bir esinti, yosunların kokusu.
(Sayfa 26)

Diğerlerinin olduğu her yer hep daha güzeldir zaten. (Sayfa 26)

Hayat sağlığa zararlıdır. Bilmeyen kaldı mı. (Sayfa 26)

Ben de buradayım işte. Öyle denebilirse.  (Sayfa 27)

Geçmiş kadar kesin bir şey yoktur. (Sayfa 27)

En iyi fikirler tuvalette aklına gelirmiş. Tuvalatte dini bir uyanış. Bedenine saygı duymak diye buna derim ben. (Sayfa 28)

Yorgun falan değilim. İŞim daha bitmedi benim. (Sayfa 29)

Ve böyle kararlı bir mutluluğun ne kadar yorucu olduğunu gördü. (Sayfa 34)

Kendini uykuya bırakmak için hayata alışmak gerekiyor herhalde, diye düşündü. (Sayfa 35)

İnsan seviyorsa, iç organları da sevmeli, diye düşündü Tobias ve en kişisel, en mesut sessizlik olarak gördüğü bu gürültünün tadına vardı. (Sayfa 36)

Şu “hayat arkadaşı” lafına hiç alışamadım zaten. Birine bağlanamamak ergenlere özgü. Biz birbirimize bağlanmıştık. Hem de çok erken yaşlarda. Eh, bu da bir şey. Birlikte yaşlanmak düşüncesinde insanı çeken bir şeyler var. (Sayfa 49)

Evlilik bir proje değildir. Evlilik bir çerçevedir. Hangi tablo için? (Sayfa 50)

Bir zamanlar genç olduğunuzu düşündüğünüzde artık yaşlısınızdır. (Sayfa 51)

Yaşlanacağı hiç aklıma bile gelmedi. Gençti o. İnsan birlikte yaşlandığında böyle oluyor herhalde. Evlilik körü.  Acaba o beni nasıl görüyordu? (Sayfa 52)

Ben kötü bir fotoğraf çekmişsem, kötü bir fotoğraf çekmişimdir. Bir olayı kaçırmışsam, görüntü yakalamamış olurum, o kadar. Hata yapma şansına sahip olmak da bir özgürlük. Bunu kolayca unutuyoruz. (Sayfa 93)

İnsanlar ne kadar uzak birbirine. Hem de bu kadar yakınken. (Sayfa 122)

Eğer insan hayatını değiştirebilse, dedi Elis, sevmeye başlamalı mı yoksa sevmeyi bırakmalı mı?
(Sayfa 127)