Bizim gibiler, çiftlikte çalışan erkekler yeryüzündeki en yalnız erkeklerdir. Onların aileleri yoktur. Kendilerini hiçbir yere ait hissetmezler. Bir çiftliğe gelir, çalışır, biraz para kazanırlar, sonra kasabaya gidip kazandıklarını birkaç saat içinde harcarlar, bir de bakarsın ki yeniden yola düşmüşler başka bir çiftliğin kapısını çalmak için. Hayattan hiçbir beklentileri yoktur onların.

 

“Ve ihtiyacımız olan her şey kendi toprağımızda olacak,” diye bağırdı Lennie. “Tavşanlarımız da olacak. Anlatmaya devam et George! Bahçemizde neler olacağını söylesene. Kafeslerdeki tavşanları, kışın yağan yağmuru ve içimizi ısıtan sobayı, sütün üzerindeki kaymağın kalınlığını, hani o kadar kalın ki bıçakla zor kesiyoruz onu, bunları anlatsana George.”
“Peki,” dedi George. “Büyük bir sebze bahçemiz, bir kümes dolusu tavşanımız ve bir de tavuklarımız olacak tabii. Kışın yağmur yağdığında boş ver işi gücü deyip sobanın içini iyice doldurup kibriti çakacağız, sonra da sobanın yanına oturup sıcacık evimizde çatıya damlayan yağmuru dinleyeceğiz.

 

“Artık pek birlikte yolculuk eden olmuyor,” diye düşünceli düşünceli mırıldandı. “Neden bilmiyorum ama. Belki de bu kahrolası dünyada herkes birbirinden korkmaya başladı.” “Tanıdığın biriyle yolculuk etmek çok daha güzel oluyor,” dedi George.

George Slim’e baktı ve onun tanrısal bir ifadesi olan huzurlu bakışlarını kendisine diktiğini gördü. “Tuhaf aslında,” dedi George. “Eskiden onunla birlikteyken çok eğlenirdim. Ona bir sürü şaka yapardım hayatını kendi kendine sürdüremeyeceğini gördüğümde. Şaka yaptığımı bile anlamazdı, o kadar aptaldı. Ben de eğlenirdim ona böyle şakalar yapıp. Onun yanında kendimi çok akıllı biriymişim gibi hissederdim. Ona ne söylersem söyleyeyim yapardı, ne kadar saçma olursa olsun. Uçurumdan atlamasını söylesem inan hiç tereddüt etmeyip atlardı hemen. Ancak bir süre sonra artık o kadar eğlenceli gelmemeye başladı bu hali. Çünkü hiç kızmıyordu bana. Dayaktan canını çıkarırdım onun, yalnızca ellerini kullanıp benim vücudumdaki her bir kemiği kırabilecek güçte olmasına rağmen bana hiçbir zaman el kaldırmamıştır.” George’un sesi günah çıkaranlara özgü bir tona bürünmüştü. “Onunla dalga geçmekten bir olayı anlatayım sana. Bir gün Sacramento Nehri’nin kıyısında bir grup arkadaşla takılıyorduk. Kendimi çok akıllı bulduğum bir gündü. Lennie’ye dönüp ‘Atla suya,’ dedim. O da atladı. Ama suda tek bir kulaç bile atamadı. Neredeyse boğuluyordu, zar zor çıkardık onu sudan. Onu kurtardığım için bana o kadar nazik bir tavırla teşekkür etti ki. Suya atlamasını ona benim söylediğimi tamamen unutmuştu. İşte o olaydan sonra bir daha onunla hiç dalga geçmedim.”

 

“İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyaç yoktur. Bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. Gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi biri olmadığını görüyorsun.”

 

“Kitaplar işe yaramıyor. İnsanın yanında olacak birine ihtiyacı var.” İnlemeyi andıran bir sesle devam etti: “İnsan yanında biri olmazsa delirir. Kim olduğu hiç önemli değildir, yeter ki yanında olsun.” Ağlamaya başladı. “Sana bir şey diyeyim mi?insan çok uzun süre yalnız kaldı mı hastalanır, yalnızlıktan hastalanır.”

“En başından beri biliyordum. Ta en başından beri biliyordum bu hayalin gerçek olmayacağını. O kadar çok anlattırdı ki, ben de belki bir gün gerçekleştiririz hayalimizi diye umut etmeye başladım.”